HaberGo
Dünya

Güney Geçiş Konseyi: Yemen'in Geleceğini Belirleyecek Güç Dengeleri ve Kızıl Deniz Denklemi

BAE destekli Güney Geçiş Konseyi, Yemen'de barış sürecinin kilit paydaşı konumunda; Kızıl Deniz güvenliği, iç çatışmalar ve federalizm tartışmaları arasında stratejik hamlelerini sürdürüyor.

HMHaber Merkezi
· 2 dk140 okunma
Güney Geçiş Konseyi: Yemen'in Geleceğini Belirleyecek Güç Dengeleri ve Kızıl Deniz Denklemi
Güney Geçiş Konseyi: Yemen'in Geleceğini Belirleyecek Güç Dengeleri ve Kızıl Deniz Denklemi

Güney Geçiş Konseyi (STC), Yemen'in güney kesiminde faaliyet gösteren, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) desteğiyle kurulan ve güneyün bağımsızlığını hedefleyen bir siyasi-askeri yapıdır. 2017 yılında Aden'de ilan edilen konsey, Yemen'in uluslararası tanınan hükümeti ve Houthi isyankarları arasındaki çift çatışmanın yanına, güney ayrılıkçılığı ekseninde üçüncü bir güç merkezi olarak yerleşmiştir.

Kuruluş Süreci ve Riyadh Anlaşması'nın Etkisi

Eski Aden Valisi Aidarous al-Zubaidi liderliğinde kurulan STC, 2019 Ağustos'unda Askeri Kuşatma Kuvvetleri (Security Belt) vasıtasıyla Aden'i kontrolüne alarak gerçeğe dönüştü. Bu hamle, Saudi Arabistan'ın öncülüğünde imzalanan Riyadh Anlaşması'nın (Kasım 2019) zeminini hazırladı. Anlaşma, STC'yi merkezi hükümete entegre etmeyi hedeflese de, uygulama aşamasında güç paylaşımı mekanizmaları sürekli gerginlik yarattı. 2022 Nisan'da kurulmuş olan Başlıkonsey (PLC) yapısı içinde STC, başkan yardımcılığı ve bakanlık paylarıyla meşru bir aktör konumuna yükseldi.

Kızıl Deniz Güvenliği ve "İngiliz-Abdülhamit" Çatışması Bağlamı

Son dönemde bölge analistleri, Güney Yemen'deki gerginliklerin sadece yerel birerleşme çatışması olmadığını, hatta Kızıl Deniz'de küresel ticaret rotalarının kontrolü üzerinden şekillenen Batılı ittifaklar (ABD-İngiltere) ile bölgesel aktörler (İran, BAE, Suudi Arabistan) arasındaki derin rekabetin bir uzantısı olduğunu vurgulamaktadır. Houthi'lerin ticaret gemilerine yönelik saldırıları ve Batılı kuvvetlerin yanıt operasyonları, STC'nin kontrolündeki limanların (Aden, Mukalla) ve Sokotra Adası'nın stratejik değerini artırdı. Bu bağlamda STC, Batılıların "terörle mücadele" ve "deniz güvenliği" gerekçeleriyle bölgedeki askeri varlıklarını meşrulaştırması için kritik bir yerel ortağı olarak konumlanmaktadır.

İç Dinamikler: Hadramavt, Sokotra ve Ekonomik Çöküş

STC'nin egemenlik iddiası, güney coğrafyasının tamamında homojen bir kabul görememektedir. Özellikle Hadramavt valiliğinde yerel kabirel ve "Hadramavt Elit Kuvvetleri" ile STC arasında arazi kontrolü ve petrol gelirleri paylaşımı konusunda sıkışan bir denge hakimdir. Sokotra Adası'nda ise BAE'nin askeri üs kurma girişimleri ve Suudi Arabistan'ın bu duruma tepkisi, STC'nin kendi içindeki "Emirli" ve "Saudili" kanatlar arasındaki gerilimi yansıtır. Aden'de elektrik kesintileri, maaş gecikmeleri ve döviz kurlarındaki serbest düşüş, konseye karşı halkın sinirlerini zora sokarak meşruiyet krizi yaratıyor.

Gelecek Senaryoları: Federalizm mi, Bağımsızlık mı?

BM önderliğinde sürdürülen barış görüşmelerinde STC, "İki Bölge Federal Yapı" (Kuzey-Güney) formülünü minimum kabul edilebilir çerçeve olarak sunarken, tabanı "Tam Bağımsızlık" talebinden vazgeçmemektedir. PLC içindeki diğer bileşenler (İslah Partisi, Tareq Saleh kuvvetleri) ile STC arasındaki güven eksikliği, herhangi bir kalıcı barış anlaşmasının zeminini zayıflatıyor. Uzmanlar, STC'nin 2026 sonrası stratejisinin; askeri gücünü koruyarak, ekonomik çöküşü yönetmek ve uluslararası aktörlerin "istikrar" ihtiyacını kendi siyasi statüsü için bir koz olarak kullanmak üzerine kurulu olduğunu kaydediyor.

HM
Haber Merkezi

HaberGo Editor ve Muhabır ekibi