Tekstil Atölyesinden Sahnelere: Zerya’nın Türkü Yolculuğu
Çocukluk tutkusunu tekstil atölyelerinde yaşatırken sahnelere taşıyan Zerya, müziğin hayatını değiştiren gücünü ve sanat yolculuğunu anlattı.

Zerya için müzik, çocukluk yıllarında annesinin ninnileriyle başlayan ama gençlik döneminde tekstil atölyelerinin gürültüsü arasında hayatta kalmaya çalışan bir tutkuydı. Günler makine sesleriyle geçerken, geceler ve aralarındaki boşluklar sazın tellerinde ve türkülerin sözlerinde şekilleniyordu.
Atölye Makineleri Arasında Doğan Şarkılar
İstanbul'un farklı atölyelerinde yıllarca işçi olarak çalışan sanatçı, arka arkaya vardiyaların yorgunluğunu müziğe sığındığı tek sığınak olarak tanımlıyor. "Makine seslerinin ritmi içinde bazen aklımda bir ezgi oluşurdu, mola vakitlerinde boş kağıtlara sözler yazardım" diyen Zerya, bu dönemde biriktirdiği birikimin bugünkü repertuarının temelini attığını belirtiyor.
İlk Kaset ve Profesyonelliğin Eşiği
Yıllar süren atölye hayatının sona ermesi, bir dostunun ısrarıyla girdiği bir stüdyo kaydıyla gerçekleşti. İlk kaseti için parası olmadığını, stüdyo sahibinin "Ödeşini sonra alırız, sesini kaydedelim" diyerek yol açtığını anlatan sanatçı, o günün hayatının dönüm noktası olduğunu ifade ediyor. Çıkan albümlerin yerel radyolarda çalması ve dinleyici kitlesinin genişlemesi, onu tam zamanlı sanatçılığa iten en büyük itici güç oldu.
Sahne Işıklarının Ardında Kalmak İstemez
Bugün birçok festivale ve konsere imza atan Zerya, "Sahne ışıkları bana atölyenin neon ışıklarını hatırlatır ama bu sefer üretilen şey kıyafet değil, duygudur" diyerek geçmişiyle şimdiki arasındaki paralelliği çiziyor. Sanatçı, yeni dönemde yerel motları modern aranjmanlarla buluşturan projeler üzerinde çalıştığını, köy odalarından kent sahnesine uzanan bir türkü arşivine imza atmayı hedeflediğini kaydediyor.
HaberGo Editor ve Muhabır ekibi
