Türkiye göllerinin %80'i kaybedildi: Bilim insanları son uyarıyı yaptı
Son 60 yılda göllerin 4'te 3'ü kurudu; TÜİK ve akademik veriler su krizinin boyutunu ortaya koyuyor. Kalan sulak alanlar nasıl kurtarılıyor?

Türkiye'nin doğal göllerinin son 60 yılda %80'i kurudu veya ciddi oranda küçüldü. Bu rakam, TÜİK'in su varlıkları envanter verileri, Doğa Derneği'nin 2023 "Sulak Alanlar Durum Raporu" ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Su Bilimleri Enstitüsü'nün son basin analizlerinde ortak payda olarak karşımıza çıkıyor. Bilim insanları, "Dört gölden biri kaldı" tespitiyle su güvenliği ve biyolojik çeşitlilik için "kritik eşik" aşıldığını vurguluyor.
Veriler korkutucu: 60 yılda ne değişti?
TÜİK verilerine göre 1960'larda Türkiye sınırları içinde 1,3 milyon hektarlık sulak alan varken, bu alan bugün 400-450 bin hektara gerilemiş durumda. Kaybedilen alanlar büyük ölçüde tarım arazisine, yerleşime veya kuru çöle dönüştü. Akademik çalışmalar, bu kaybın sadece iklim değişikliğine değil; yasal olmayan kuyu sayısının 180 bini bulması, su tüketen mısır/şeker pancarı deseninin yayılması ve üst havzalardaki barajların akış rejimini bozmasına bağlıyor.
Simge göllerden acı örnekler
Tuz Gölü'nde su seviyesi son 20 yılda %60 azalırken, Burdur Gölü yüzey alanı 200 km²'den 130 km²'ye düştü. Acıgöl endüstriyel tuz üretimi ve kuyu çekimiyle neredeyse tamamen kurudu. Marmara Gölü'ndeki siyanobakteri baskını ve Sapanca Gölü'ndeki seviye düşüşleri, sorunun sadece "iç Anadolu" meselesi olmadığını, Marmara ve Ege'ye de sıçradığını kanıtlıyor. Van Gölü'nün de son 30 yılda 2-3 metre gerilediği, kıyı şeridinin genişlediği uydu görüntüleriyle belgeleniyor.
Kuzey kuş yolları ve doğu sulak alanları: Son nefes
Dünyanın en önemli kuş göç koridorlarından biri olan Doğu Anadolu'nun sulak alanları (Kars Kuyucuk, Erzurum Arin, Ağrı Bulanık Sazlığı), bu krizin en hassas noktası. Kuş gözlemcileri ve Doğa Derneği ekipleri, Kuyucuk Gölü'nde su seviyesini tutmak için son 10 yılda yapay ıslak alan oluşturma ve drenaj kanallarını kapatma çalışmaları yürüttü. Bu çaba olmasaydı, bölgedeki 200'den fazla kuş türünün beslenme ve üreme alanı tamamen kaybolacaktı. Bilim insanları, bu tür "nöbetçi" koruma modellerinin, devlet politikasıyla ölçeklendirilmediği sürece yerel başarıların yetersiz kalacağını hatırlatıyor.
Bilim insanlarının reçetesi: "Su bütçesi" yönetimi
Hacettepe, ODTÜ ve Ege Üniversitesi su yönetimi uzmanları, çözümün "daha fazla baraj" değil, havza bazlı su bütçesi hesaplamasınde olduğunu birleşik raporlarında vurguluyor. Öneriler şunlar: Yasal olmayan kuyuların anında kapatılması ve sayaçlandırma, sulama verimliliğinin göğüs sulamadan damla sulamaya zorunlu kılınması, kuraklık tahsisi yapılmış arazilerde su tüketen ürün yerine alternatif desen teşviki, ve sulak alanların "koruma statüsü"ne alınıp mülkiyet sorunlarının çözülmesi. Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın hazırladığı "Su Verimliliği Strateji Belgesi 2023-2030" bu yönlere işaret ediyor ancak uygulama zaman çizelgesi ve cezai yaptırımlar konusunda somut adımlar henüz gündeme gelmedi.
Uzmanlar, eğer mevcut trend devam ederse 2050'ye gelindiğinde Türkiye'nin "su fakiri" (kişi başı yıllık 1000 m³ altı) sınıfından "su çöllü" (500 m³ altı) sınıfına kayacağını, bu durumun da gıda güvenliği ve enerji üretimi için doğrudan bir tehdit oluşturacağını kaydediyor.
HaberGo Editor ve Muhabır ekibi
