Boğaz'ın Sessiz Çığlığı: Marmara'da Artan Yunus Ölümleri Bilim İnsanlarını Endişelendiriyor
İstanbul Boğazı ve Marmara sahillerinde son haftalarda sıklıkla görülen yunus sahile vurmaları, ses kirliliği, yan av ve habitat kaybının yarattığı ölümsüz bir tehlike işaret ediyor. Uzmanlar, pandemi sırasında yaşanan 'sessizliğin' bitişinin fatura olarak geldiğini vurguluyor.

İstanbul Boğazı’nın simgesi haline gelen yunusların, son dönemde sahillerde ölü veya yaralı bulunma sıklığı, deniz bilim insanları ve sivil toplum kuruluşları arasında ciddi bir uyarı zinciri tetikledi. Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı (TUDAV) ve üniversite deniz bilimleri enstitülerinden gelen veriler; son bir yılda, özellikle İstanbul, Kocaeli ve Tekirdağ kıyılarında tespit edilen sahile vurma olaylarının, pandemi öncesi yıllara kıyasla belirgin bir artış gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu tablo, 2020-2021 karantina dönemlerinde gemi trafiğinin azalması ve ses kirliliğinin düşmesiyle yunusların Boğaz’ın daha derin ve huzurlu kısımlarında rahatça yüzdüğü, hatta doğum yaptıkları gözlemlerinin tersine bir seyrin işaretçisi olarak okunuyor.
Neden artıyor sahile vurma olayları?
Bilim insanları, tek bir nedenin değil, birden fazla stres faktörünün bir arada etki eden "kümülatif etki" modelinin bu artışın arkasında olduğunu savunuyor. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü'nden yapılan necropsi (hayvan otopsisi) bulguları ve TUDAV'ın uzun yıllık izleme verileri, üç ana suçluyu işaret ediyor: Su altı ses kirliliği, yan av (bycatch) ve azalan besin kaynağı.
Gemilerden gelen gürültü, yunusların 'gözlerini' kör ediyor
Yunuslar, gözetimi ve iletişimini ses dalgalarıyla (ekolokasyon) sağlar. Boğaz’daki yoğun deniz trafiği, marmaray, metro hatları ve liman inşaatlarından kaynaklanan düşük frekanslı gürültü, yunusların avlanmasını, yön bulmasını ve birbiriyle iletişimini engelliyor. Uzmanlar, bu durumun yunusları kaotik bir kaçışa iterek sahillere, sığ sulara ve hatta şamandiralara çarpma riskine soktuğunu belirtiyor. Resmi verilerle doğrulanmış olan gemi trafiği yoğunluğunun, pandemi sonrası 2019 seviyelerinin üzerine çıktığı, hatta büyüdüğü kaydediliyor.
Ağlar 'ölüm tuzağı'na dönüşüyor
Sahile vurulan yunuslarda yapılan incelemelerde, kuyruk ve pencerelerde ağ izli yaralar sıkça rastlanıyor. Marmara Denizi’nde hem ticari hem de amatör balıkçılık faaliyetlerinde kullanılan keme ağları ve çevre ağları, yunuslar için görünmez tuzaklar oluşturuyor. Balıkçıların "yunus ağa girdi, ağımı yırdı" diye şikayet ettiği durumların tersine, bilimsel gözlemler yunusların ağlardaki balıkları takip ederken ya da ağları göremedikleri için içinde boğulduğunu kanıtlıyor. Bakanlıkların belirlediği mesafe ve ağ gözü kısıtlamalarının denetiminin zayıflığı, bu tehlikeyi sürdürüyor.
Mucilage felaketinin gizli mirası
2021'de Marmara’yı saran mucilage (deniz bülbülü) tabakası, yüzeyde göründüğü kadar derin etkiler bırakmış durumda. Bilim insanları, mucilage'in yerleştiği sediment tabakasının oksijensizleşmesine (hipoksi) neden olduğunu, bu durumun da yunusların temel besin kaynağı olan çipura, lüfer, istavrit gibi balıkların popülasyonlarını ciddi oranda azalttığını kaydediyor. Azalan besin, yunusları daha riskli av alanlarına (liman girişleri, ağ çevreleri) ve sığ sulara itiyor. Bu zincirleme reaksiyon, popülasyonda zayıflama, hastalık ve düşük doğum oranları olarak geri dönüyor.
Pandemi bize ne öğretti, unuttuk mu?
2020 ve 2021 bahar ayları, deniz bilimcileri için benzersiz bir "laboratuvar" oldu. Gemi trafiğinin %50-60 oranında azaldığı, Boğaz’daki su altı gürültü seviyelerinin 10-15 desibel düştüğü dönemde yunuslar Boğaz’ın en gürültülü geçidi olan İstanbul Boğazı Köprüsü altından bile rahatça geçti, yüzeyde oyun oynadı ve yavru doğurdu. TUDAV verilerine göre o dönem sahile vurma olayları tarihi düşük seviyelere inmişti. Ancak trafik normale döndüğü gün, yunuslar tekrar riskli alana itildi. Bu, sorunun çözülebilir olduğunu, sadece irade ve yönetim kararı gerektirdiğini kanıtlayan en somut delildi.
Ne yapılıyor, ne yapılması gerekiyor?
Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde "Yunus Koruma Eylem Planı" çerçevesinde 112 Acil Hatları ve 158 Alo Çağrı Merkezi üzerinden sahile vurma bildirimleri toplanıyor. Kıyı Güvenlik Komutanlığı ekipleri ve sivil toplum gönüllüleri (özellikle TUDAV ve SAD-AFAG ekipleri) müdahale sağlıyor. Ancak uzmanlar, reaktif müdahalenin ötesinde proaktif önlemlerin zorunlu olduğunu vurguluyor:
- Hız sınırları: Boğaz ve Marmara’da yunus yoğunluk alanlarında (özellikle kuzey Boğaz, Adalar, Silivri-Yalıköy hattı) gemi hız limitlerinin 10-12 düğüme indirilmesi ve bu limitlerin radar/uydu ile denetlenmesi.
- Akustik koridorlar: Kritik beslenme ve doğum alanlarının "sessiz bölge" ilan edilmesi, inşaat ve sismik araştırma yasaklanması.
- Balıkçılık düzenlemesi: Yan avı minimize edecek "pingers" (akustik uyarıcı cihazlar) kullanımının teşvik edilmesi ve keme ağı balıkçılığının hassas dönemlerde kısıtlanması.
- Gerçek zamanlı izleme: Boğaz’a yerleştirilecek hidrofons (su altı mikrofonları) ile yunus popülasyonunun ve gürültü haritasının anlık takibi.
Marmara Denizi, dünyanın en küçük iç denizlerinden biri olmasına rağmen, üç farklı setas (bottlenose dolphin, common dolphin, harbor porpoise) için kritik bir habitat. Bu denizin "canarıları" olan yunusların sessizce kaybolması, sadece biyolojik bir zenginliğin yok olmuğunu değil, 20 milyondan fazla insanın yaşadığı bu metropolün su kalitesinin ve ekosistem dengelerinin de çöktüğünün en net göstergesi. Bilim insanlarının ortak çağrısı net: "Boğaz'ın sesini dinlemek istiyorsak, önce gürültüyü susturmalıyız."
HaberGo Editor ve Muhabır ekibi
