İstanbul’da sel riskini artıran 4 kritik etken: Betonlaşmadan iklim verilerine nedenler
Son yağışlarda kent hayatını felç eden sel baskınlarının arkasında, toprağın su ememe yeteneğinin kaybı, eski kanalizasyon şebekesi ve artan ani yağış şiddeti yatıyor. İBB ve MGM verileri risk haritasını çiziyor.

İstanbul’un bu hafta yaşadığı şiddetli yağışlar, kent altyapısının dayanıklılığını bir kez daha test etti. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) uyarıları kapsamında kayıt altına alınan ani güçlü yağışlar, özellikle Kağıthane, Alibeyköy, Halkalı ve Pendik gibi havzalarda aniden sel (flash flood) tablolarına yol açtı. İBB Aşkeri Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) verilerine göre kentte belirlenen 200’ü aşkın kritik taşkın noktasının büyük kısmı, son 20 yılda hızla betonlaşan alanlarla örtüşüyor.
Betonlaşma toprağın solunu kesti
İstanbul’un son 30 yılda yaşadığı planlı-düzensiz şehirleşme, doğal drenaj ağlarını kesintiye uğrattı. Orman ve tarla alanlarının beton ve asfaltla kaplanması, yağmur suyunun toprağa sızmasını engelleyip yüzey akışını hızlandırıyor. İBB Planlama Müdürlüğü raporlarına göre 1990’lardan bu yana kentte透水性 (sızdırmaz) yüzey oranı %30’un üzerinde arttı. Bu durum, 1 saatte 50 milimetreyi bulan yağışların kanalizasyona tamamen sığmamasına, caddelerin nehirye dönüşmesine neden oluyor.
Karma kanalizasyon şebekesi şiddetli yağışı kaldıramıyor
Kent merkezindeki tarihi semtlerin çoğunda hala yağmur ve atık sularının ortak taşındığı “karma sistem” mevcut. İSKİ yetkilileri, bu sistemin tasarım kriterinin yıllık 50-60 mm yağışa göre hesaplandığını, ancak iklim verilerinin artık saatte 80-100 mm’yi hedef aldığını belirtiyor. Son 5 yılda yapılan “Yağmur Suyu Ayrıştırma Projeleri” ile 400 kilometreye yakın yeni hat bina edildiものの, kentin geniş yelpazesini kapsamak için yetersiz kalıyor. Özellikle gecekondu dönüşüm alanlarında yapılan altyapı yatırımlarının, ana hatlara bağlanmaması ayrı bir sorun yaratıyor.
İklim verileri ‘aniden sel’ uyarısı veriyor
MGM’in son 10 yıllık Marmara Bölgesi iklim normallerine göre, yağış toplamında belirgin bir artış yokken, “ani şiddetli yağış” olay sayısı %40 oranında arttı. Uzmanlar, Marmara Denizi yüzey sıcaklıklarındaki 1-1.5 derecelik ısalmanın, buharlaşmayı artırarak konvektif (dikey gelişimli) fırtına hücrelerinin oluşumunu hızlandırdığını vurguluyor. Bu yağış türü, 15-30 dakika içinde yerel olarak 60-80 mm su bırakan, klasik kanalizasyonun öngöremediği bir tehdit oluşturuyor.
Dere yatakları ve vadi yapısı riski barındırıyor
İstanbul’un jeomorfolojisi; kuzeyden güneye doğru uzanan derin vadilerle (Kağıthane, Alibeyköy, Riva, Kurbağlıdere) şekillendi. Tarihsel olarak bu vadilerin tabanında akan dereler, kentleşme sürecinde beton kanallara hapsoldu veya dolgu alanlarla daraltıldı. 2009 İkitelli ve 2023 Başakşehir selleri de dahil olmak üzere yaşanan büyük felaketlerin çoğu, dere yataklarının ihlal edildiği noktalarda meydana geldi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın “Taşkın Riski Haritaları”na göre İstanbul’un %15’i 100 yılda bir görülen taşkın riski altındayken, bu oran kentleşen vadilerde %30’a çıkıyor.
Akıllı sistemler ve havuzlar çözümün bir parçası
İBB, son dönemde “Akıllı Kanalizasyon Yönetim Sistemi” (SCADA) ile sensörlü şamandiralar ve otomatik pompa istasyonları devreye soktu. Ayrıca Göktürk, Taşdelen ve Kayışdağı gibi noktalarda inşa edilen büyük yağmur suyu depolama havuzları, pik akışları emmek için tasarlandı. Ancak uzmanlar, yapısal çözümün tek başına yetmeyeceğini, “kent ormanlığı” ve “sızdırımlı asfalt” gibi yeşil altyapı yatırımlarının paralel gitmesi gerektiğini kaydediyor. Vatandaşların da sel riski haritalarını takip ederek, alt kat ve bodrum kullanımlarında önlem alması hayat kurtarıcı olabiliyor.
HaberGo Editor ve Muhabır ekibi
