Yemen'de 'Ne Savaş Ne Barış' Tuzağı: İki Ekonomi, Tıkanan Müzakere ve 2026'da Kalıcı Bölünme Riski
2026 Eylülünde Yemen, resmi ateşkesin bitimi ve ikiz merkez bankası kriziyle piyasa kuru 1.600 bandında dolaşırken, Marib'den Kırmızı Deniz'e uzanan askeri-dipomatik tıkanma kalıcı bölünme senaryosunu güçlendiriyor.

5 Eylül 2026, Cumartesi — Yemen'de 2014'ten beri süren çatışmanın girdiği yeni aşama, askerî bir zaferin de siyasi bir uzlaşı da mümkün olmayan bir "kısır döngü"ye kilitlendi. Birleşmiş Milletler (BM) 2022 Nisan ateşkesinin resmi olarak sona ermesiyle resmileşen bu tablo, Eylül 2026 itibarıyla iki ayrı para birimi rejimi, iki ayrı vergileme sistemi ve birleşik bir komuta zincirinin bulunmadığı iki askeri blok haline gelmiş bir coğrafyayı ortaya koyuyor.
İkiz Ekonomi ve Riyal'in Serbest Düşüşü
Krizin en somut ve sivil nüfusu doğrudan vuran boyutu, Merkez Bankası'nın (CBY) Aden ve Sana'a şubeleri arasında yaşanan "para politikası savaşı"dır. Aden merkezli banka, uluslararası tanınan hükümetin (PLC) kontrolünde uluslararası standartlara uygun faiz ve rezerv politikaları uygulamaya çalışırken, Sana'a'daki Huti kontrolündeki şube, bağımsız bir para birimi baskısı (yeni banknot baskısına yasak, eski banknotların koruyucu plastikleştirilmesi) ve kendi döviz pazarı yönetimi yürütüyor.
Sonuç, tek bir ülke içinde iki farklı kur realitesidir. Resmi kur teorik olarak sabit tutulurken, Aden ve çevresindeki kayıt dışı piyasada dolar 1.600 Yemen Riyali seviyelerinde seyrediyor; bazı dönemlerde arz sıkıntısı ve spekülasyonla 1.700 bandına bile dayandı. Bu durum, maaşları riyal cinsinden alan memurların, emeklilerin ve askerlerin satın alma gücünü neredeyse sıfırladı. Dünya Bankası ve BM verilerine göre 2026 yılı ortasında nüfusun yarısından fazlası insanî yardıma muhtaç kalmış, IPC (Entegre Gıda Güvenliği Sınıflandırması) 4 ve 5 fazları (Acil ve Felaket) milyonlarca insanı sarmış durumda.
Marib ve Taiz'de Donmuş Çepheler, Muskat'ta Donmuş Müzakere
Askeri alanda ne taraftar da belirleyici bir üstünlük sağlayamıyor. Hutiler, Marib'in enerji zenginlikli vallerine (özellikle petrol ve gaz tesisleri) ve Taiz'in kuşatmasını kırma girişimlerine yönelik periyodik saldırılar düzenliyor. Suudi Arabistan hava gücüyle (Patriot/THAAD sistemleriyle destekli) bu baskıları engelliyor ama kara operasyonuna girişmekten kaçınıyor. Bu "dengeli çatlak", Suudi Veliaht Mohammed bin Salman'ın "Vizyon 2030" hedefleri (Neom, turizm, yabancı yatırım) için güvenli bir güney sınırı ihtiyacı ile "çıkış stratejisi" arzusu arasında bir çelişki yaratıyor.
Diplomatik masada ise Oman araçlığında Riyad ve Muskat'ta yürütülen Suudi-Huti doğrudan görüşmeleri, "silah bırakma önce" (Suadi/PLC) ve "tam egemenlik/blokaj kalkması önce" (Hutiler) kırmızı çizgileri nedeniyle takıldı. BM Yemen Özel Elçiliği'nin hazırladığı "Yol Haritası" taslakları, güveni sağlayacak bir mekanizma (örneğin birleşik bir gelir paylaşım komitesi veya askeri çekilme takvimi) kurulamadığı için imzalanmamış kalıyor. Eylül 2026'da BM Genel Kurulu (UNGA 79) haftası yaklaşırken dosya, Gaza ve Ukrayna krizleri gölgesinde "unutulmuş" bir statüye itilmiş görünüyor.
Güney'de PLC'nin İç Dengesizlik ve STC Faktörü
Resmi olarak meşruiyet sahibi olan Başkanlık Konseyi (PLC), içindeki fraksiyonlar arası gerilimle felç durumunda. Güney Geçiş Konseyi (STC) lideri İdris ez-Zübaydi'nin kontrolündeki güvenlik kuşakları (Destek Kuvvetleri, Güvenlik Belti), Islah Partisi ve Hadi yanlılarıyla paylaşımlı Aden'de birleşik bir komuta yapısı oluşturamadı. Birleşmiş Arap Emirlikleri (BAE) etkisi altındaki STC, "Güney bağımsızlığı" retoriğini yumuşatsa da ekonomik ve askeri özerkliğini güçlendiriyor. Riyad'ın PLC'ye sağladığı mali destek, konsey içi iktidar mücadelesi ve şeffaflık eksikliği nedeniyle zemine düştüğü iddia ediliyor. Bu parçalanma, Hutilerle olası bir gelecekteki pazarlık masasında "tek bir karşı taraf" olma iddiasını zayıflatıyor.
Kırmızı Deniz ve Bölgesel Denklem: İran Faktörü
Hutilerin Kırmızı Deniz'de ticaret gemilerine yönelik balistik füzeli ve UAV (İHA) saldırıları, 2023-2024'te başlayan dalganın 2026'da da ara sıra devam ettiği, uluslararası şipşing maliyetlerini (sigorta primleri, rota değişiklikleri) artırdığı görülüyor. Bu eylemler, İran'ın "Bölgesel Diriliş Ekseni" stratejisi içinde Hutileri bir "asimetrik dengeleme aracı" olarak konumlandırıyor. Suudi-Arabistan ile İran arasındaki Pekin Anlaşması (2023) sonrası diplomasik ilişkinin normalleşmesi, Yemen dosyasında somut bir askeri çekilme veya silah teslimi protokolü getirmedi; aksine İran'ın Hutilere gelişmiş silah transferi (hızlı tekne, uzaktan kumandalı deniz mayınları) iddiaları Suriye ve Lübnan üzerinden devam ediyor.
2026 Sonrası Senaryolar: Bölünme mi, Konfederasyon mu, Süren Kargaşa mı?
Analistler (Chatham House, Sana'a Center, International Crisis Group vb.) 2026 sonrası için üç ana senaryo öne sürüyor:
- Yumuşak Bölünme (En Olası): Mevcut "durumun sürmesi". Kuzey'de Huti otoritesi (Sana'a merkezli), Güney'de PLC/STC karışık otoritesi (Aden merkezli) de facto iki ayrı devlet yapısı kurar. Para birimi, gümrük, eğitim ve sağlık sistemleri tamamen ayrılır. Uluslararası toplum bu durumu "geçici" olarak kabul edip resmi tanımayı ertelemeye devam eder.
- Konfederasyon Modeli (Zorlu): BM ve Oman arabuluculuğu ile "İki Bölge, Bir Devlet" formülünde bir anayasa taslağı masaya yatırılır. Petrol/gaz gelirleri (Marib/Şevbe) ve liman gelirleri (Hudeyde/Aden) paylaşım formülü üzerine uzlaşı sağlanır. Güven eksikliği ve İran/Suadi vekalet savaşı riski bu yolu çok zorlaştırıyor.
- Süren Kargaşa ve Parçalanma: PLC içindeki çatışma askeri darbe veya ayrılıkçı hareketlere (Hadramut, Mehra) yol açar. Hutiler Marib'i alırsa Kuzey'de bile kabilesel direniş (Mehri, Beydha kabaili) patlak verebilir. İnsanî kriz kıyımet derecesine ulaşır, göç dalgaları Kıyı Afriki'sine ve Suudi sınırına yönelir.
Türkiye Açısından Neden Önemli?
Türkiye, Kırmızı Deniz ve Bab el-Mendep güvenliği, insanî yardım diplomazisi (TİKA, Kızılay, AFAD faaliyetleri) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (OİÇ) çerçevesinde Yemen'in istikrarı konusunda aktif bir rol oynuyor. Ankara, Suadi-Arabistan ve İran ile dengeli ilişkilerini koruyarak "çözümün Yemenlilere ait olması" prensibini savunsa da, bölgenin kalıcı bir kaos ve bölünme hali, Türkiye'nin Afrika açılımını, Mavi Vatan doktrinini ve enerji koridorlarını (özellikle su altı kablo ve boru hatları) dolaylı yoldan etkileyebilir. Eylül 2026'da BM Genel Kurulu'ne giden Türkiye heyetinin gündeminde, Yemen'in "unutulmuş kriz" olmaktan çıkarıp sürdürülebilir bir barış sürecine nasıl taşınacağı stratejik bir soru olarak yer alıyor.
HaberGo Editor ve Muhabır ekibi
